İstikamet memleketimeydi. Finallerimin bitmesiyle beraber son hazırlıklarım tamamlandı, son ritüellerimi yerine getirildi ve çıktım yoluma, terminalden terminale atlıyordum. Terminalin birinde durduk, otobüsü çevreleyen sıcaklık, otobüsün dışındaki soğukluk ile çarpışıyordu. Montumu gizlemiştim; otobüsün içerisi yeterince sıcakken ne diye montumu giyecektim ki? Terminale varıp duraksadığımızda ve kapı açıldığında, soğuk ile içerisi arasındaki mesafe ortadan kalktı. Aramızdaki mesafeye güvenerekten montumu gizlemiştim oysa, şimdiyse üşüyorum ve tekrar montumu giymem gerekiyor, mesafesizliğimi etimi çevreleyen o örtüyü giyerek kaldırmalıydım, ancak bunu yapamadım, bu denli anlaşışır ve şeffaf olmayı istemedim. Onun yerine, üzerime sirayet eden bu soğukluğu kayıtsızca kabullendim; titriyordum, ama yine de üşümüyormuşum gibi davranıyor ve “üşümüyor” maskesiyle örtüyordum suratımı. Çünkü biliyorum ki uzun sürmeyecek bu soğukluk, uzunca süre rol yapmam gerekmeyecek, kısa bir süre sonra, araya tekrar mesafe girdiğinde, bu sefer örtümü geçici olarak çıkarabileceğim.
Otobüse binen yolcu sayısı artıyordu, gözüme çarpan tek bir kişi vardı sadece: Yolcuyu uğurlayan bir yüz. Öyle bir yüzdü ki, bir yandan zoraki, takınması gereken bir örtü vardı üzerinde; bir yandaysa, yüzünü detaylı olarak inceleyince, örtüden yalıtılmış o üzüntü, tedirginlik ve acı gözüküyord… Kız arkadaşını yolcu ediyordu; bir yandan ağlamamak için kendini tutuyor, öbür yandan bu tutuşu bir maske ile gizlemeye çalışıyordu. Ağlayamazdı, nasıl ağlayabilirdi ki? Nasıl “zayıf” düşebilirdi sevdiceğinin karşısında? Nasıl apaçıkça ifade edebilirdi duygularını?
Güçlü gözükmesi gerekiyordu, buydu onun örtüsü, her ne olursa olsun güçlü gözükmeliydi. Gözleri dolmuştu, gözlerinin dolduğu ilk bakışta gözükmese bile, düşündüğümde o maskenin ardını görüyordum; kız arkadaşı da bunu görüyordu. Kız arkadaşı onun bu hâlini görmesin diye kafasını aşağı eğdi, o sıra mesaj gönderiyordu aynı zamanda ona. Yüzünde bir donukluk yoktu, sürekli gözlemlediğim o ilişkilerdeki donukluğun emaresi gözükmüyordu yüzünde. Kim bilir, finalleri bitmiş bir başkasıydı belki o kadın, benim için bir başkası onun içinse sevdiceği; ondan da öte, amacının yöneldiği bir beden… Korumak, kollamak, barınak sağlamak; mutlu etmek, üzülmemesi için çaba göstermek, geleceğini onunla olan birlikteliğine olan inanç ile bina etmek… Onun amacı belki de buydu. Kendisinin memleketi belki o terminaldeydi, belki de farklı bir yerde. Belki de az sonra kendi kendisini yolcu edecekti, belki de birkaç gün sonra… Kim bilir? Sadece o yüzdeki örtüyü görüyor ve örtüyü anlamaya çalışıyorum, bunun dışında bildiğim hiçbir şey yok.
Güçlü gözükmeye çalışması, ayıplanması gereken bir şey midir ki? Sürekli, “Erkek ‘güçlü’ olmak zorunda değil” diyerekten ağızda gevelenmesi ve ardından yanlışlanması, hor görülmesi gereken bir şey midir? Ayinleşmiş hareketlervin ve tören sûretine bürünmüş davranışların aşağılanması, olanı apaçık bir biçimde gözler önüne sermek isteyen pornografik zihniyetin bir ürünüdür ki; bu ürünün mamulü dolayımsız ifadedir. Maskenin altında olanı biz de bilmekteyiz, ona biçilen rolün art alanında olanları biz de bilmekteyiz, ancak buna rağmen maskeyi indirmek istemeyiz; zira punctum etkisi yaratan üzüntünün alenen teşhiri değil, üzüntünün bir örtü ile gizlenişidir. Örtü, üzüntünün pornografikleşmesini bertaraf eden bir mesafe oluşturmaktadır bu bağlamda. Alenen ağlamak değildir insanı darmadağın eden, o ağlamanın gizlenmesi, gizlenilmese de derin bir anlatı barındırmasıdır darmadağın eden.
Yüzüne bakıyorum; mesafeyle gizlemeye çalışılan, açığa çıkarılmayı bekleyen ve bunu gerçekleştirmek için teemmül gerektiren bir yüz vardı orada. Salt bir et yığını değildi o ve ola ki salt bir et olsaydı, donuk ve pornografik olsaydı, yüzüne bile bakılmazdı; apaçıklığın ve mesafesizliğin çevrelediği durumda teemmüle ne hacet?
Güne bu şekilde başladım aşağı yukarı, şimdiyse yolculuğa devam ediyorum, aydınlığın vurmasıyla beraber uyanıklık ile aramdaki mesafe de ortadan kalktı, tamamıyla uyanığım artık. Gece olmasaydı, nasıl uyanık olabilirdim ki?